30 Aralık Haftası

30 Aralık Haftası

Pazartesi: Haftaya Ay, yenilikçi, geleceği planlayan ve radikal olmaktan korkmayan Kova Burcunda başlıyoruz. Toplantıların, karar alma mekanizmalarının hızlı aktığı bir gün. Geleceği inşaa etmek, gelecek için çalışmak bugünün konuları arasında. Öğleden sonra Ay, Mars’tan aldığı cesaretle bizi kendimizi ortaya koymaya itiyor. Çalışmak ve geleceğimiz için somut işler ortaya koymak isteğindeyiz. Akşam saat 18:41’de Ay, Balık Burcuna geçiyor. Bu bizi tamamen farklı bir yere taşıyacak. Pazartesi günü ne kadar koşturmalı geçerse geçsin, akşam saatleri dinlenmek, rahatlamak ve kendimizle ilgilenmek için harika saatler. gece saatlerinde bizi bekleyen çok güzel sürprizler de olabilir, belki bir yerden beklemediğimiz bir haber ya da mesaj gelebilir.

Salı: Salı günü harika bir gün. Ay-Merkür-Uranüs arasındaki üçgen, hayatın kolay ve keyifli aktığını gösteriyor. Bugün güzel sürprizlerle dolu olabilir, sürpriz yumurtadan ne çıkacak ? Güne pozitif, upbeat ve iyi duygularla başlıyoruz. Kova’daki Venüs de ilişkilerde dramatik ve gereksiz bağlanmalardan uzak, mantıklı ve mesafeli bir yaklaşım içinde olduğumuzu söylüyor. Özellikle öğle saatleri, önem verdiğimiz kişilerle iletişim kurmak, onları aramak veya onlarla biraraya gelmek için değerlendirilebilir. Akşam saatlerinde Ay-Neptün kavuşumu var. Ay’ın Neptün’le kavuştuğu zamanlar hayal gücünün yükseldiği saatlerdir. Yeni yıl kararlarımızı verirken bir hayli hayal gücümüzü kullanacağız gibi görünüyor! :))

Çarşamba: Ay’ın Balık Burcunda ilerlediği bu tatil günü evde durup dinlenmek, en sevdiğimiz filmi izlemek, sayfaların arasındaki sonsuz dünyalara dalmak ve hayal gücünün gücünü keşfetmek için harika görünüyor. Akşam saatlerinde biraz hareketleniyoruz ve belki de bu güzel kış akşamüstünü yürüyüşle veya spor salonunda geçiriyoruz.

Perşembe: Bugüne Ay, Koç Burcunda başlıyoruz. Ay’ın Koç’tan geçişi demek, birçok gezegenler kare açı kurması demek olacak. Hem çok hareketli ve dinamiğiz hem de bizi durduran ve harekete geçmeden önce birkaç kez düşünmemizi isteyen dışsal koşullar var. Limitlerimizi ve bizi sınırlandıran şeyleri göz önünde bulundurarak, bir plan ve stratejiyle hareket etmemiz gerekiyor olabilir. Bugünün en güzel göksel olaylarından biri de Merkür-Jüpiter kavuşumu olacak. Bilgeliğin ve yüksek bilginin yıldızı Jüpiter, iletişimin yıldızı Merkür ile kavuşuyor. Bugün yeni bir kitaba, eğitime, ufkumuzu genişletecek olan bir işe başlamak olası. Önemli yazışmalar ve görüşmeler için iyi bir gün, ancak aceleci olmamak gerekli.

Cuma: Ay bugün de hareketli ve kararlı Koç Burcunda. Bugün biraz boynuzlu bir gün. Koç ve Oğlak enerjilerinin birbiriyle çarpıştığı, biraz ego savaşlarına şahit olacağımız bir güne benziyor. Öğle saatlerinde Mars, Yay Burcuna geçiyor. Artık ideallerimiz ve bizim için anlamlı olan şeyler için harekete geçiyor olacağız. Yay Burcu’nun haritanızda hangi eve düştüğüne bakarak hangi konularda daha hareketli ve aktif olacağınızı görebilirsiniz.

Sevgiler

Begüm

Feminen Arketipler

Carl Jung’un meşhur feminen arketiplerini bilirsiniz. Arketipler, prensip odur ki, tanımlanamazlar ancak sembollerle gösterilebilirler.

Bu çalışma elbette Jung’un tanımladığı arketipleri öğretmek amacını taşımıyor. Zaten bu konularla çalışıyorsanız ve içsel yolculuğunuzda feminen arketipler konusunda bir rehberliğe ihtiyaç duyuyorsanız okumaya devam edin. 🙂

Evrende sonsuz sayıda asteroid var. Bugün, bu zamanda ve bu çalışmada biz kendi asteorid kuşağımızdaki dört asteroide odaklanacağız. Bu dört asteroid, Jung’un tanımladığı dört feminen arketipe karşılık geliyor.

Asteroid Juno – Sevgili/Eş Arketipi

Asteroid Ceres – Anne Arketipi

Asteroid Pallas – Savaşçı Arketipi

Asteroid Vesta – Rahibe Arketipi

Bugün geldiğimiz noktada bu asteroidlerin bir kişinin doğum anında nerede durduğunu, kendini o anda nasıl ifade ettiğini, haritanın geri kalanıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu görebiliyoruz. Bu demektir ki, harita sahibinin hayat deneyiminde ve kişiliğinde bu arketiplerin kendilerini nasıl gösterdiğini görebiliyoruz. Bu astrolojinin bize verdiği hediyelerden biridir.

Dört Feminen Arketip Çalışması için doğum haritanızı bilmeniz gerekli. Daha önce birlikte çalıştığım arkadaşlarıma öncelik vereceğim ama astrolojiyle tanışmak ve kendi gizemlerinin kapısını aralamak isteyen herkes de her zaman ilk adımı atabilir.

Dört Feminen Arketip Çalışması hakkında daha fazla bilgi almak ve bu çalışmaya başlamak için bir mesaj atın.

Sevgiyle

Begüm

Aralık 2018

KADIKÖY

Yaralı Adam ve Truva’daki Şifacı

Bugün bilge bir kadından uzun zamandır aklımı karıştıran bir sorunun yanıtını aldım. İlyada, İlyos’un yani Anadolu’nun destanıdır. Homeros İzmirlidir. Peki neden öyleyse İlyada’da Truva’nın Argoslular tarafından korkunç bir şekilde yıkılışı anlatılır İlyada’da ? Bugün şunu öğrendim ki İlyada’da asıl anlatılan Truva’nın yıkılmasından ziyade, Truva’yı yıkanların sonradan başlarına gelenlerdir. Bu yüzden İlyada ve Odessia birlikte okunur. Odesseus senelerce Ege Denizinde bir adadan bir adaya sürüklenir, yirmi bir yıl sürer Truva’dan İthaka’ya yolculuğu. Agemmemnon eşi ve eşinin sevgilisi tarafından öldürülür, öcünü oğlu Orestes annesini öldürerek alır ve kızı Elektra hayatı boyunca yas tutacaktır.

İlyos’a denizler aşarak gelip Truva Savaşı’na işgalciler tarafında katılanlardan biri de Philoktetes’tir. Herakles, hedefinden asla şaşmayan sihirli oklarını ve yayını Philoktetes’e hediye etmişti. Bu sayede Philoktetes savaşta galip geldi, birçok kimseyi yaraladı, Truva’yı yağmaladı… Bunun karşılığında Philoktetes bacağından küçük bir yara aldı. Bu yara asla iyileşmedi. Ne merhemler, ne ilaçlar… hiçbir şey Philoktetes’in yarasına iyi gelmiyordu. Üstüne üstlük, bu yara mikrop kapacak, bir de kokmaya başlayacaktı! Çok çok dayanılmaz bir koku salacaktı etrafa…

İlyos’un güzel sahillerinden ayrıldıktan hemen sonra, eve dönüş yolunda, Philoktetes ve yol arkadaşları Limni Adası’nda avlanmak için durdular. Philoktetes’in yarası o kadar kötü kokuyordu ki, diğerleri onu kandırıp adada hapsetti ve gemiyle uzaklaştı… Yaralı Philoktetes yanında Herakles’in silahlarıyla Limni’de tekbaşına kalmıştı… Apollon’dan yardım istedi, defne yapraklarıyla yarasını iyileştirmeye çalıştı; Athena’dan yardım istedi topladığı zeytinlerden yakıcı bir merhem yaptı… Poseidon ve Nereus zaten çok uzun zaman önce ona sırt dönmüştü, deniz suyu yarasını iyileştirmek istemiyordu. Limni’de bir su kaynağıbuldu… Sıcak,kaynak suyunun ruhu olan ruhlardan da yardım istediyse de asla duyulmadı sesi. Ne insan ne tanrı, ne ölümü ne ölümsüz, ne yaşayan ne ölü, ne görünen ne de görünmeyen… hiçkimse gelmedi Philoktetes’in yardımına, şifa kapıları kapalıydı ona.

Günler, mevsimler ve yıllar birbirini kovaladı. Philoktetes’in yarası büyüyor, çok acı veriyor ve daha da kötü kokmaya devam ediyordu… Kokusu tüm Limni’yi tutmuştu, hatta adanın yakınından geçen gemilerdekiler de bu kokudan çok rahatsız olup rotalarını değiştirmeye başlamışlardı… Dünya Philoktetes’i yok saymaya devam etti. Ölüme terk edilmiş de değildi çünkü Herakles’in okları ve yayıyla yaralı da olsa adada istediği gibi avlanabiliyordu ve kendisini yırtıcı tüm hayvanlardan koruyabiliyordu. Bu sihirli silahlar tabi ki insanlar tarafından unutulmamıştı ancak o iğrenç kokuya yaklaşmayı hiçkimse göze alamıyordu, ta ki…

Ta ki bir grup çok kararlı genç adaya yaklaşana dek. Herakles’in okları ve yayını almak için geliyorlardı ancak gemileri adaya yaklaştıkça birer birer bu işten caydılar. En sonunda ne küçükleri üzerinde baskı kurarak bu işi ona yaptıracaklardı. Zavallı, henüz on beş yaşında bile olmayan bu delikanlıyı bir kayığa koydular. Yüzünü bir bez parçasıyla kapadı çünkü koku gerçekten çok dayanılmazdı… Yine de çıktı adaya, çok büyükler tarafından buna zorlanımıştı. Adada o pis koku içinde aradı durdu… Kekik, ebegümeci ve adaçayı çalıları içinden, bacaklarına dikenler batsa yürüdü ve sonunda, bir akşam güneş iyice battıktan ve karanlık çökmeye yaklaştıktan sonra ulu bir zeytin ağacının altında yatan o yaralı yaşlı adamı gördü, Herakles’in okları ve yayı da yanında duruyordu. Evet, bizim delikanlı sihirli ok ve yay için gelmişti ancak yaralı halde yerde ölmekte olan o adamı görünce içinde bir şey değişti. Yanağından aşağı tek bir damla gözyaşı düştü. Sevgi ve şefkat uyandı yüreğinde, bu yaşlı adamın hali ona çok dokundu. Artık yaranın pisliği de kokusu da umurunda değildi. Dikkatle yattığı yerden kaldırdı Philoktetes’i, sahilde kumlar üzerinde duran tekneye götürdü ve birlikte Truva’ya, Truva’daki şifacı Asklepios’a doğru yola çıktılar…

Herakles’in sihirli okları ve yayı, derler ki, hala Limni’dedir.

TempleofAesculapiusWaterhouse

Kendi dayanılmaz yaralarımızı görmenin, fark etmenin sihirli bir iyileştiriciliği vardır. İçimizde çok uzun yıllardır duran ve hayatımızı hiçkimse farketmeksizin zorlaştıran, yaklaştığımız her seferinde sırtımızı dönüp uzaklaşmayı seçtiğimiz, belki bizi kendimize yalnızlaştıran ve yabancı kılan o yarayı yok saymayı bırakıp onu bilinçli olarak hissettiğimizde, kalbimizi bu yaraya ve çektiğimiz acıya açtığımızda kendi kendimizi affedebiliriz. Şifa süreci başlar.

 

Truva’yı yerle yeksan eden savaşçının şifacısı yine Truva’dadır. Kendimizi neyin uğruna suçladıysak, neyi yanlış yaptıysak, yaramızın şifası işte tam oradadır.

Philoktetes’in yarasının iyileşmemesinin nedeni yaptıklarından dolayı yaşadığı suçluluk duygusudur. Bu suçluluk duygusu bedenindeki tüm kendi kendini iyileştirme sistemlerini kapatmıştır. Bağışıklık sistemi bloke olduğu için yara iyileşemediği gibi bir de enfeksiyon kapmıştır. Truva yıkıldığı için o artık yaralı bir adamdır.

Saklı yaralarımızı gördüğümüz, cesaretle, her şeye rağmen kendimize sevgi ve şefkatle yaklaşıp kendi kendimizin acısına tanık olduğumuz zaman iyileşmeye başlarız. Ancak sevgi ve şefkatin gözyaşları yaralarımızın iyileşmesini engelleyen blokları kıracak güce sahiptir.